"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sömürüsü Bol Talanın Adı BOR

Coğrafyamızda çıkarılması yeni olmasa da işlemesi ve farklı farklı sektörlerde çok amaçlı kullanılma ihtimalinin giderek artıyor/artacak olması sebebiyle bor potansiyel bir risk taşımaktadır. Kapitalist sistemde fosil yakıtların ve enerji sistemlerinin ihtiyaçlar çerçevesinde değil de, kapitalist sistemin ve devletlerin ihtiyaçları için çıkarılma ve işlenme durumu ekolojik sorunlara neden olmaktadır. Sorun genel itibariyle kitlesel üretim ve tüketim sisteminin yaratıcısı kapitalizmdedir.

Devletin ekonomisini düze çıkaracak, hatta Türkiye’yi “uçuracak” bir maden olarak ilan ediliyor bor. Yaşadığımız coğrafyada Lozan’ın yüzüncü yılından itibaren serbestçe çıkarılabilecek ve geleceğin yakıt ihtiyacını karşılayarak TC’yi dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline getirecek bir maden olarak efsanelere konu olduktan sonra çokça abartılarak hala kurtarıcı gibi görülüyor olması da araştırmaya bir neden oluşturuyor.

Dünya’daki bor rezervlerinin yüzde 73’ünün TC sınırları içerisinde bulunduğu verisi de bu mitin oluşmasında bir etken. Aynı zamanda az kullanılan/işlenen bir maden olması sebebiyle rezerv ömrü Türkiye’de şimdilik hayli yüksek. Bor karbürün zırhlı araçların üretiminde kullanılabilmesi ve borun alternatif enerji olarak adlandırılan hidrojen için önemli bir element olması, bu madenin Türkiye’de işlenirliğinin artırılmak istenmesinde bir etken haline geliyor.

Bor Nedir ve Nerelerde Kullanılır?

Toprakta, suda, bitkilerde ve diğer canlılarda da bulunan bir element olarak bor, dünya üzerinde var olan 109 elementten bir tanesidir. Doğada kendi halinde tek başına olarak değil de oksijen ve diğer elementlerle beraber bir tuz şeklinde bulunmaktadır. Kristalize bor, görünüm ve optik özellikleri açısından elmasa benzemektedir ve neredeyse elmas kadar sertlik gösteren bir elementtir. Oksijene karşı afinitesi/çekim gücü fazla yüksek olan bor madeni, suda çözülen, renksiz bir madendir ve ısıya maruz kalınca önce ısı kaybetmekte, sonra erime boyutuna geçmektedir. Bor yataklarında bor mineralleri; çamur taşı, kil taşı, şeyil, tüf ve ince bantlı kireç taşları gibi tortul kayaçlarla beraber çıkmaktadır. Bor madenleri, topraktan çıkarıldıktan (tüvenan cevher) sonra kırma, eleme, yıkama ve öğütme işlemlerinin ardından, ilgili sektörlerin kullanımına hazır hale getirilmektedir. Bor minerallerinden ticari değere sahip olanları ise; Tinkal (Boraks), Kolemanit, Üleksit, Probertit, Brosit, Pandermit, Szybelit, Hidroborasit ve Kernittir.

Doğada saf element şeklinde var olmasa da oksitlenmiş bor bileşiği olan boratlar, tarihin en eski zamanlarından beri kullanılmaktadır. Bor madeninin seramik veya toprak eşyaların yapımında kullanıldığı görülmüştür. Uzak Doğu’daki insanlar 4000 sene önce bor madenini bulurken, altın işleme alanında kullanılmak için Babilliler, yine Uzak Doğu’dan bor madenini getirmiştir. Ardından Mısırlılar mumyalama işleri, Romalılar cam üretimi, Eski Yunanlılar ve Romalılar ise temizlik işleri için kullanmıştır. İlk olarak da M. S. 875 senesinde Araplar tarafından bor, ilaç yapımında kullanılmıştır.

Bor madeni, hafifliği, gerilmeye olan direnci ve kimyasal etkilere dayanıklılığı sebebiyle; plastiklerde, sanayi elyafı üretiminde, lastik ve kağıt endüstrisinde, tarımda, nükleer enerji santrallerinde, roket yakıtlarında da kullanılmaktadır. Bunların yanı sıra bor, dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları, avuç içi bilgisayarları ve diğer mobil iletişim araçlarında kullanılan akım levhalarının ham maddelerinden biridir ve ayrıca insektisitlerde, seramiklerde, nükleer reaktörlerde, biyolojik gelişim düzenleyicilerde, fotoğraf, plastik, tekstil endüstrilerinde yangın söndürücülerde, yapıştırıcılarda, kofalarda, makyaj malzemelerinde, elektrik yalıtımında ve dezenfektanlarda kullanım alanı bulunmaktadır.

Dünya’da ve Türkiye’de Borun Önemi ve Piyasadaki RolüBor bileşikleri, özellikle boraks yüzyıllardır bilindiği halde borun saf elementi ilk kez 1808 yılında kimyager Joseph Gay-Lussac, Baron Louis Thenard ve Sir Humphry Davy tarafından elde edilmiştir. Tam anlamıyla borik asit üretimi ise 1830 yılında ilk defa İtalya’da gerçekleşmiştir. 1864’te de ilk bor madeni ticareti Kalifornia’da yapılmıştır. TC’deki bor işletmeleri ise 1978’e kadar özel sektör ve devlet eliyle gerçekleşirken; 1978 yılında çıkarılan bir kanunla özel sektördeki bütün bor madeni potansiyeli Etibank’a geçirilmiştir. Bununla beraber Etibank, bor madeni üretimine dayalı tesisler kurmaya başlamıştır.

Dünya bor üretim ve tüketimi 1970 yılından bu yana iki katından fazla artmıştır. Dünya’da sektörel bazda bor ürünlerinin tüketimi: %47 cam sektörü, %16 tarım-gübre, %15 seramik sektörü, %2 temizlik ve deterjan sektörleri ve %20 diğer sektörlerdir. Bor madeninin kullanıldığı sektörler coğrafyadan coğrafyaya farklılık göstermektedir. Batı Avrupa devletlerinde bor en çok deterjan sanayinde kullanılırken, ABD’de en çok fiber cam üretiminde, Rusya’da ise cam sanayinde kullanılmaktadır.

Türkiye’de Eskişehir Kırka, Kütahya Emet, Balıkesir Bigadiç ve Bursa Kestelek’te bor yatakları bulunmaktadır. Dünya’da toplam rezerv dağılımı içerisinde %72,9’ luk payla birinci sıradaki devlet TC iken, ikinci toplam rezervi 100.000 ton olan Rusya’dır ve toplam rezerv içinde %7,7’lik bir paya sahiptir. ABD ise, 80.000 bin ton rezervi bulunurken toplam rezerv içinde %6,1’lik pay ile 3. sıradadır. Türkiye’nin rezerv ömrü 567 yıl şeklinde belirtilmiştir. Türkiye’den sonraki Rusya’nın muhtemel bor rezerv kapasitesi 67 yıl olarak belirlenmiştir. ABD muhtemel bor rezervi kullanım süresi 53 yıl olarak üçüncü sırada yer almaktadır. Brüt ağırlık olarak 1992 yılından beri TC, ABD’yi geçerek bor minerallerinin en büyük üreticisi olmuştur. Ancak bor oksit (B2O3) içeriği açısından değerlendirildiğinde, ABD’nin üretimi Türkiye’ninkini geçmektedir. Parasal bazda ise Eti Holding pazarın %20-23’une sahipken, US Borax %65-70’ine sahip durumdadır. Bu durum, büyük ölçüde Eti Bor A.Ş.’in pazarı yeterince kontrol edememesinden ve US Borax şirketinin pazarda sadece katma değeri yüksek rafine bor ürünleri satarken, Eti Bor A.Ş.’nin ürün portföyünde katma değeri düşük ham borun önemli yer tutmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’deki kapasitesi bir milyon yüzbin ton olan borun yıllık tüketimi yetmiş iki bin tondur.

İşte bu sebeple borun kullanılmasına ve işlenmesine yönelik projeler son dönemde bir hayli gündeme gelmektedir. Örneğin geçtiğimiz yıl Eti Maden ve bor teknolojileri alanında dünyadaki en büyük firmalardan birisi olarak bilinen Çinli Dalian Jinma şirketi, Balıkesir’de yüksek teknolojili bor karbür üretim tesisi kurmak için işbirliği protokolü imzaladı. Kullanım alanlarının oldukça fazla olması ve rezervlerinin TC’de yoğunlaşması sebebiyle bor madenini özellikle yakın gelecekte çokça duymaya başlayacağız. Bu da, çıkartılması için yok edilecek yaşam alanları, işlenmesi için harcanacak emek ve enerji, kirlenecek ve etkilenecek toprak, hava, su ve çok sayıda canlı demek.

Bor Madeni ve Ekolojiye Etkisi

Coğrafyamızda çıkarılması yeni olmasa da işlemesi ve farklı farklı sektörlerde çok amaçlı kullanılma ihtimalinin giderek artıyor/artacak olması sebebiyle bor potansiyel bir risk taşımaktadır. Kapitalist sistemde fosil yakıtların ve enerji sistemlerinin ihtiyaçlar çerçevesinde değil de, kapitalist sistemin ve devletlerin ihtiyaçları için çıkarılma ve işlenme durumu ekolojik sorunlara neden olmaktadır. Sorun genel itibariyle kitlesel üretim ve tüketim sisteminin yaratıcısı kapitalizmdedir.

Bor doğada yaygın olarak bulunmakta ve genel olarak gıdalar yolu ile alınmaktadır. İnsanlar belli başlı dört temel kaynaktan bor almaktadırlar: İçme suları, günlük beslenme, madencilik, üretim veya diğer endüstriyel aktiviteler sırasında solunum yolu ile, kozmetik, sabun, deterjan gibi tüketim malları yoluyla. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre insanların günlük ortalama bor alımı için belirlenen güvenli aralık 1-13 mg B’dur. ABD National Academies Institute of Medicine verilerine göre ise yetişkin insanların alabileceği günlük maksimum bor miktarı 20 mg.B olarak belirlenmiştir.

Sağlıklı bir beslenme programı uygulayan her insan meyveler, sebzeler ve tahıllar yoluyla günde 1-3 mg. civarında bor almaktadır ve bu şekilde alınan dozlar, insanlarda ve hayvanlarda akut toksiteye neden olacak düzeyde değildir. Bor elementi, yaşayan organizmalar üzerinde zehirli etkiler yapabilmekte, suda yaşayan canlılara zehirli etkisi ile büyük zararlar verebilmektedir. Aynı şekilde bor, bitkiler için fazla miktarda olması durumunda da zehirli bir element olma özelliği gösterir ve bitki gelişmesini geciktirir veya tamamen öldürür. Bor ve insan sağlığı üzerinde yapılan çeşitli araştırmalar bor alımının metabolizmayı, kalsiyum, bakır, magnezyum, azot, glikoz, trigliseridler, reaktif oksijen ve östrojen emilimini, ayrıca kan, beyin ve kemik yapısı gibi birçok sistemin fonksiyonunu etkilediğini göstermiştir.

Saf bor elementinin etkisi bu düzeydeyken diğer elementlerle birlikte düşünüldüğünde zararı artmaktadır. Örneğin hidrojeni en iyi taşıyabilen element olması sebebiyle bor, hidrojen enerjisi için önemli bir madendir. Hidrojenin daha etkin kullanılabilmesine sebep olması sebebiyle fazlaca kullanılarak zararının boyutları daha da yükselecektir.

Ayrıca borun çıkarıldığı yerlerde yarattığı bir takım etkilere dair gözlem ve araştırmalar az da olsa bulunmaktadır. Kütahya Emet Ziraat Odası’ndan Sami Yüksel, ilçede bulunan bor ve borikasit madenleri nedeniyle tarımın yok edildiğini ifade etmişti. Arsenik maddesi ve fabrikanın çıkarmış olduğu dumanın, atık barajların ve açık yıkama havuzlarının havaya bıraktığı kimyasal maddelerin buğday, arpa gibi hububatları; yonca, korunga, mısır v.s. gibi yem bitkilerini; meyve ağaçları (elma,armut,ayva v.s.) ile bağlara ve sebzelere büyük etkisi olduğu, oda ve halk tarafından çokça dile getirildi.

Eskişehir Kırka’daki bor işletmesinin etkileri üzerine de yapılan bir araştırmada da su ve toprak ortamlarında borun yanı sıra insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri somutlaşmış arsenik derişimlerinin yüksekliği dikkat çekicidir. İşletme çevresinde suda ölçülmüş arsenik derişimleri 11.21-70.67 μg/l aralığında değişmektedir. Eskişehir Kırka’da yaşayan çocukların kan bor düzeyinin ölçüldüğü, bir başka araştırmada da işletmeye uzak yerleşim yerindeki çocuklara göre bu değerlerin hafif yüksek olmasının bora maruz kalmaya bağlı olabileceği düşünüldü.

“Fluvial (Nehirsel) Ekosistemde Bor Kirliliği-nin Görünmez Yüzü” başlıklı bir çalışmada ise bölgedeki dört istasyondan numuneler alınmış. Türkiye’deki su kalitesi düzenlemeleri iç suları dört sınıfa ayırmaktadır. Sınıf I, basit dezenfeksiyondan sonra, rekreasyon, sulama ve evsel amaçlar için kullanılabilecek temiz suyla ilgilidir. Sınıf II, arıtmadan sonra, rekreasyon amaçlı veya balıkçılık, tarım vb. alanlarda evsel su olarak kullanılabilecek temiz su anlamına gelir. Sınıf III, yalnızca arıtmadan sonra endüstriyel su olarak kullanılabilecek kirli suyu içerir. Sınıf IV, hiç kullanılmaması gereken çok kirli suları ifade etmektedir. Tablo 1’de verilen bor konsantrasyonlarına göre, hem Emet’in hem de Orhaneli Çayı’nın suyu, hiç kullanılmaması gereken ağır kirlenmiş suyu ifade eden dördüncü sınıf kategorisine dahil edildi.

Mevcut çalışma sonuçları, sadece Emet ve Orhaneli akarsu suyunda değil, omurgasız türlerinde de bor seviyelerinin yüksek olduğunu göstermiştir.

Her iki derenin suları sulama ve rekreasyon için kullanılmaktadır. Daha önce Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yapılan araştırmalarda, bazı akarsularda ve bölgenin bazı yeraltı sularındaki bor konsantrasyonlarının tehlikeli seviyelere ulaştığı gösterilmiştir.

Sonuç Olarak

Kapitalizmin kitlesel üretim sistemi için kullanışlı bir maden olarak görülen bor, hakkında çok fazla araştırma yapılmaması ve işlenmesinin coğrafyamızda yüksek miktarlarda olmaması sebebiyle zararsız olarak lanse edilmektedir. Kapitalist sistemin ekonomik iktidarların kar hırsıyla işliyor olduğunu, borun daha fazla kullanılıp işlenmesine yönelik projeler üzerinde çalışılıyor olduğunu göz önünde bulundurursak borun etkileri hakkında önümüzdeki süreçte daha fazla gündemin oluşacağını öngörebiliriz.

Doğaç İlbay – Patika Dergisi 3. Sayı

Dipnot:

http://www.gaziemetgazetesi.com/Hbr-885-BOL-GEMIZDE-TARIM-VE-HAYVANCILIK-OLUYOR.html

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3758818/