Şirketlerin Yoluna TAŞ KOYMAK!
Şirketlerin Yoluna TAŞ KOYMAK!

“Gelişme”, “İlerleme” ve “Kalkınma” projelerinin havada uçuştuğu bir dönemden geçiyoruz. Şehirler zenginlerin “yaşamasına” elverişli hale getirilirken, bu merkezler dışında kalan yerler de kapitalizmin hizmetine sunuluyor. Şehirlerdeki AVM’ler ve rezidanslar elektriksiz kalmasın diye, kırsal alanlar ve çevreleri, Nükleer Santraller, HES (Hidroelektrik Santral), RES (Rüzgar Enerji Santralleri), GES (Güneş Enerjsisi Santralleri) ve Termik Santrallerle donatılarak adeta bir enerji üssüne dönüştürülüyor. Durmadan büyüyen ve büyüdükçe enerji ihtiyacını “daha ucuza gelen” kömürden karşılamaya çalışan “endüstri”nin ihtiyaçları için, her gün bir maden kazılıyor. Kazılan her bir maden için, onlarca canlı yaşamını kaybediyor. Soma’da, Ermenek’te ve daha bir çok yerde, işçiler göz göre göre ölüme yollanıyor. Her yere ulaşmaya ve her yeri ham madde kaynağına çevirmeye çalışan zenginler ve devlet, her yere “yol” açıyor; duble yolları, köprülü kavşaklar takip ediyor! Her üç adımda bir inşaatın olduğu kentlerdeki ham madde ihtiyaçları kırlardan, dağlardan, ormanlardan, köylerden sağlanıyor. Zenginler ve devlet bu topraklarda, yaşam adına ne varsa “Kamu Yararı” için adeta emiyor. “Kamu” ise evinin önündeki ağacın kesilmesi, köyüne komşu olan ormanın yıkılması, belki çocukluğunda yüzdüğü derenin kuruması ile beraber bu “yarar”dan payını almış oluyor!

Son günlerde benzer projeler arasında “taş ocakları” özellikle dikkat çekiyor. 2004 yılından bugüne, taş ocakları yasasının patronlar lehine değişmesiyle beraber 85.000 taş ocağı işletmesine ruhsat verildiği biliniyor. Taş ocakları Antalya ve Muğla’da yoğunlaşıyor, azımsanmayacak derecede çok olan kayıt dışı taş ocaklarının dışında Antalya’da 1059, Muğla’da 450 tane ocak bulunuyor. Trakya’dan, İzmir’e; Yalova’dan Muğla’ya kadar hemen hemen tüm coğrafyaya yayılan taş ocakları, kentlerde  sistemli bir şekilde süren “Kentsel Dönüşüm” projeleri ile paralel olarak büyüyor. Bu çalışmaların yoğunlaştığı bölgelerde ise köylüler ve yaşam savunucuları, seslerini yükseltiyorlar.

Peki, Taş Ocakları Neye Gebe?

Dünyada ağırlıklı olarak Afrika’da açılan taş ocakları, geri dönülmesi imkansız etkileri ile canlı yaşamını tehdit ediyor. Yapılan araştırmalara göre, taş ocakları yeraltı sularını yok ediyor, hem bölge insanının sağlığına kast ediyor hem de döllenmeyi engelleyerek meyve ağaçlarının zarar görmesine hatta ölmesine neden oluyor, toplu balık ölümleri ve yine saydığımız nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan bir çok problem taş ocaklarının yaşamı ne kadar tehdit ettiğini gözler önüne seriyor!

Taş ocaklarında, yapılan patlatmalar, belki de yüzlerce yılda oluşan yeraltı su yollarında çökmelere neden oluyor. Bu  yeraltı suyuna sızan suyun da açığa çıkmasına, akış yönünün değişmesine, buharlaşmasına ve kaybına sebep oluyor. Sonuç olarak, tüm bunlar bölgeyi kuraklığa götüren  bir sürecin başlangıcı haline geliyor.

Taş ocaklarında yapılan her bir patlatma işlemi, küçük çaplı bir deprem etkisi yaratıyor.  Bursa ve Trabzon’daki taş ocaklarında meydana gelen patlamaların şiddeti rasathaneler tarafından 2,6 olarak ölçülüyor. Üstelik bu sarsıntıların oluşturduğu enerji birikimi ise büyük bir deprem için tetikleyici unsur olabiliyor. Ortalama bir taş ocağında, haftada en az üç patlatma yapıldığı düşünülürse, yakındaki yaşam alanlarının böyle bir deprem dizisinden nasıl etkileneceği aşikar.

Taş ocaklarının açığa çıkardığı kil ve toz, eğimli arazi üzerinden çevredeki su varlıklarıyla buluşarak, balıkların solungaçlarını tıkar ve toplu balık ölümlerine neden olur. Ayrıca bu kil ve toz, patlatmalar esnasında, bulut oluşturarak yerleşim yerlerinin ve tarım arazilerinin üstüne çöker bu çökme bir çok ciddi akciğer rahatsızlığına neden olduğu gibi, bitki yapraklarını kaplayarak solunumu ve fotosentezi engelleyerek meyve oluşumunu zayıflatır.

Taş ocakları arkalarında devasa çukurlar bırakır. Bu çukurlar da çöp ve atık maddelerin biriktiği ve lağım sularının boşaltıldığı bir alana dönüşüyor. Bu atıklarda yine yeraltı sularına sızarak, bu suyu zehirler!

Rakamlarla Yalova’da Taş Ocakları Talanı

Yukarıda saydığımız etkilere maruz kalan yerlerden bir tanesi de Yalova. Başta, Güneyköy olmak üzere, Orhangazi, Fındıklı, Kurtköy, Soğucak, Hamzalı, Sugören, Ortaköy ve Cihanköy’ü ayrıca Paşakent Mahallesi’ni etkileyen taş ocakları köylüler ve yaşam savunucuları tarafından tepkiyle karşılanıyor. Aslında Yalova’da irili ufaklı bir çok taş ocağı bulunuyor. Fakat özellikle 3 şirketin yaptığı kazıların etki alanı bir hayli büyük. Bahadır Madencilik, Gürer Madencilik ve Karayolları’nın  taş ocakları çok tartışılıyor. Öncelikle bunlardan ilki olan Bahadır Madenciliğin var olan kapasitesini 8 kat büyütmek için yaptığı çalışmalar dikkat çekici. Normal şartlarda, yıllık 260.000 ton olan kapasite yıllık 2.000.000 tona çıkarılmak isteniyor. Bu da şu anlama geliyor. 95 hektarlık orman arazisinin 78 hektarlık kısmı yok edilecek. 192.444 ağaç yok edilecek.Haftada 3 patlatma yapılacak ve toplam 1694 kilo patlayıcı kullanılacak, Nakliye için günde yaklaşık 220 kamyon  köy yollarını kullanarak taş taşıyacak. Günde 54 ton su köylerin şebekelerinden çekilerek taş ocağı için kullanılacak. Üstelik tüm bu veriler sadece bir şirketin yaratacağı tahribatı anlatıyor. Orada bulunan, üç büyük taş ocağı göz önüne alınırsa rakamlar daha da vahim hale geliyor. Çoğunluğu orman arazisinde ve tarım arazilerinin yakınında bulunan taş ocaklarının 550.000 m2 olan işletme izni 1.085.000 m2’ye çıkartılacak.Yıllık toplam kapasite 889.000 tondan 2.143.000 tona çıkarılacak. Her ay 30 patlatma yapılacak. Her seferinde en fazla 2686 kg patlayıcı kullanılacak. Köy ve mahalle yollarını kullanan kamyon sayısı 98’den 238’e çıkacak! Yaz boyunca Ana Haber Bültenlerine konu olan ve kaygıyla suyu ha bitti ha bitecek diyerek kaygıyla izlenen Yalova gibi bir yerde bu taş ocakları günde 117 ton suyu şehir ve köy şebekelerinden çekecek!

Devletin ve kapitalizmin el ele verip yürüttüğü talan projeleri, geçen her dakikada, yaşamlarımızdan bir parça daha götürüyor. Talanın adı ve yeri değişiyor fakat failleri değişmiyor. Havamızı suyumuzu ve toprağımızı çalanların adı dün Loç Vadisi’nde Hes olarak karşımıza çıktığı gibi, Bugün Yalova’da taş ocağı oluyor tıpkı yarın Mersin’de Nükleer olacağı gibi…Gelişme , kalkınma, uygarlaşma nidalarıyla; talan projelerine tumturaklı isimler vererek aklımızı bulandırmaya çalışan katil şirketler ve devletin yalanlarına inanmıyoruz! Hava, su, toprak ve yeryüzündeki tüm canlılar için mücadele ediyor, herkesi mücadele etmeye çağırıyoruz!

 

PATİKA EKOLOJİ KOLEKTİFİ

Paylaş: