Kentlerin Yapısı ve İklim Değişikliği – İlyas Seyrek
Kentlerin Yapısı ve İklim Değişikliği – İlyas Seyrek

 

Doğa ile uyumlu bir yaşam sürmek aynı zamanda doğal şartlarla, coğrafik/ iklimsel koşullarla uyumlu yaşamak anlamına gelmektedir. Bu sebeple doğanın bir parçası olduğumuzu unutmadan, yaşam alanlarımızı coğrafyanın ve oradaki ekosistemin özelliklerine göre planlamamız gerekmektedir. Yerleşik hayata geçişle birlikte daha sistematik bir biçimde yapmaya başladığımız bu deneyimler ise kentlerin ortaya çıkıp gelişmesiyle, kentleşmeyle birlikte farklı bir boyuta doğru evrilmiştir. Kentlerin iktidarlı yapıların ortaya çıktığı, doğanın tahakküm altına alınmaya çalışıldığı o ilk dönemlerde gelişmesi, onların doğayla uyumlu olmayan yerleşim yapıları olduğunu anlamada önemli bir veridir.

Doğayla uyumlu bir şekilde oluşturduğumuz toplumsal yaşamla birlikte insanlık türünü devam ettirmiş, düşünsel ve fiziksel ihtiyaçlarını geliştirebilme yetisini elde etmiştir. Tüm toplumun ihtiyaçları değil de yaratılan iktidarlı yapıların çıkarlarına göre planlanan yerleşim alanları/ kentler ise bugün yaşadığımız iklim değişikliğinin ve ekolojik sorunların büyük bir bölümünün nedenini oluşturmaktadır.

İklim Değişikliği

Dünyada milyarlarca yıldır çok sayıda iklim değişiklikleri meydana gelmiş; buzul çağları, kuraklıklar yaşanmıştır. Güneşte yaşanan değişimler, büyük meteorlar ya da volkanik patlamalar dünyanın sıcaklığını değiştirebilecek güçte iken bugün konuştuğumuz ısınma ve iklim değişikliği daha önceki nedenlerle ilgili değildir.

1750’den bugüne dünyanın atmosferinin metan gazı yoğunluğu %150 oranında artmıştır ve metan gazı, sera gazlarının %20’sini oluşturmaktadır. Diğer yandan ise 1880’li yıllardan itibaren yapılan küresel meteorolojik kayıtlara göre, en sıcak 20 yıl 1996’dan bu yana olan 23 yıl içerisinde yaşanmıştır. IPCC (Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 1.5°C Küresel Isınma Özel Raporu ise 2006-2015 yılı sıcaklıklarının, sanayi öncesi döneme göre 0.87°C arttığını ortaya koymaktadır. Son 10 yıl (2009-2018) ortalama sıcaklık değerleri de sanayi öncesi döneme göre 0.93°C artış göstermiştir. Yapılan araştırmalar, dünyanın 2°C daha ısınırsa okyanusların akciğeri niteliğindeki mercan resiflerinin tamamen yok olacağı anlamına gelmektedir. Böcek türlerinin %40’ının yanı sıra birçok başka türün de yakın gelecekte tükenmesi de beklenen olaylardan. İklim değişikliği sebebiyle daha hızlı yayılacak olan salgın hastalıklar sebebiyle milyarlarca insanın yaşamını yitirmesi; kuraklık sebebiyle su savaşlarının, devasa iklim göçlerinin gerçekleşmesi de yapılan öngörüler arasında. Araştırmaların ortaya koyduğu bir başka veri ise 2050’ye kadar olan otuz yılda sıcaklığın 3-5°C yükseleceği yönünde. 2080’e kadar ise 9°C yükselebilir ki bu canlı türlerinin çoğunun yok olması anlamına geliyor.¹

Daha önce de bahsettiğimiz gibi bu gerçekliklerin ya da bu gerçeklerin var ettiği olasılıkların nedeni, içinde bulunduğumuz sistemin kendisidir. Bu sistem de doğadan kopuşla, insanın kendi arasında ve doğaya yönelik uyguladığı tahakküm ilişkileriyle başlayıp endüstriyel kapitalist üretim ilişkilerinin küresel boyutta etkisini göstermesiyle günümüzdeki şeklini almıştır.

Kentler ve İklim Değişikliği

İklim değişikliğinin sebeplerinden biri olan ve değişikliğin etkisinin insanlar tarafından en çok hissedildiği mekansal birim ise hakim yer- leşim birimi olmaları sebebiyle kentlerdir. Dünya nüfusunun %54’ü kentlerde yaşıyorken Türkiye’de bu oran %90’lardadır. 2050’de kentsel nüfusun
%66’ya varacağı tahmin ediliyor.² Hal böyleyken kentli yaşamın sistemle ve sistemin de iklim değişikliği ile olan ilişkisi iyice gözler önüne seriliyor. Kısacası kentlerin iklim değişikliği ve ekolojik sorunlar üzerindeki etkisini küresel kapitalist sistemle birlikte okumak gerekiyor.

Günümüz küresel kapitalist sistemin aktörlerinden şirketlerin tüketim odaklı politikalarının ve siyasi iktidarların ihtiyaç duyduğu gücün kaynağı “enerji”dir. Bugün üzerinde en çok durulan ve sistemin enerji ihtiyacını en çok karşılayan yöntem ise fosil yakıtlar. Kentler de en çok fosil yakıtların üretimi ve tüketiminin yoğunlaştığı mekanlar olması sebebiyle iklim değişikliğine kaynak olan mekanlar olarak biliniyor. Fosil yakıtların ve yarattığı karbon salınımlarının ekolojik felaketlere ve iklim değişikliğine olan etkisinin üzerinde durulsa da bu anlayışın görmezden geldiği başka başka sorunların olduğu da gerçek.

Kentler, yapılaşma ve inşaat faaliyetleriyle, ulaşım ağlarının genişlemesiyle arazi kullanımında da değişime neden oluyor. Bu durum, tarım ve bitki örtüsü kaybına neden olurken aynı zamanda ısı adası etkisi yaratıyor. Özellikle “plansız” şekilde büyüyen kentler daha fazla asfalt ve beton yoluyla güneşten gelen ısıyı emerek sıcaklık artışını şiddetlendiriyor. Kısa vadede yerel iklim koşullarını değiştiren ısı adaları, özellikle yaz aylarında kentin soğutma ihtiyacı sebebiyle enerji tüketimini de aşırı derecede arttıran bir etmen oluyor. Küresel ölçekte yapılan bir araştır- maya göre bina merkezli soğutma ve ısıtma kaynaklı sera gazı salımları %40 civarında.³

Kentlerin sera gazı emisyonlarının %70’inden ve yoğun karbon salınımından sorumlu olması sebebiyle iklim değişikliğinin en büyük kaynağı ve mağduru olarak kabul edilmesi üzerinden araştırmalar ve çalışmalar da artıyor. Bölgesel sıcaklık yükselmeleri ve atmosferde biriken metan, CO2 gibi gazların artışı gibi nedenlerle kentlerdeki hava kirliliğinin daha da artması, kuraklık ve sel olaylarının artışının kentsel su kaynaklarını ve altyapısını olumsuz etkilemesi, kentsel altyapının zarar görmesi, aşırı iklim koşullarının (aşırı sıcaklar, aşırı soğuklar, sel felaketleri, kasırgalar vb.) halk sağlığını tehlikeye sokması ve kıyı bölgelerindeki yerleşimlerin su altında kalma riski ile karşı karşıya kalması en çok üzerinde durulan olası sonuçlar.⁴

Tüm bu olası sonuçlara karşı da yerel yönetimlerin çoğu kez birer şirket gibi işlemesi göz ardı edilip iklim değişikliğini önlemede önemli roller oynayabileceği düşünülerek binalardaki enerji verimliliğinin artırılması, kent merkezlerinin trafiğe kapatılarak bisikletli ulaşımın artırılması, taşkınların ve ısı adalarının önlenmesi için yapılacak önlemler ve kent/topluluk bahçelerinin kurulması öneriliyor.

Kentlerin ısınmaya etki etmemesi için yapılan böylesi önerilerin yanı sıra kentlerin planlanmasına ve rüzgar akış yönleriyle ilişkili önerilerde de bulunuluyor.

“İklime Dirençli Kent”

İklim değişikliğinin, ısınmanın konuşulduğu bir dönemde nüfusun yoğun olduğu yerlerin daha sıcak olması önemli bir veri durumunda. Büyük şehirlerin hızı artan rüzgârlara da hazırlıklı olması bir gereklilik halini alıyor. Bu sebeple de şehir planlamacıları eskiden önem verilmeyen iklim faktörlerini de hesaba katmak zorunda kalıyorlar.

Şehrin daha planlı bir şekilde düzenlemesi anlamında da temiz hava koridorları öneriliyor. Temiz hava koridorları “şehir dışından kent merkezlerine uzanan ve binalarla kesintiye uğratılmayan yeşil kuşaklar” olarak niteleniyor ve bu güzergâh üzerinde yolların da olması gerektiği yoksa kent dışından esen rüzgarların egzoz gazlarını da doğrudan merkeze taşıyacağı vurgulanıyor.⁵ Rüzgarı kesmeyen ve şehrin içinden akıp geçmesine fırsat veren böylece de ısınmanın önüne geçen yerleşim planları öneriliyor. Dağınık ve rüzgarı kesmeyen bir planlama, coğrafik koşullara ve iklime uyumlu yaşamak için önemli bir noktada dursa da bu durumun kapitalist sistemde yaratacağı etkiyi dile getirmek gerekiyor. Ayrıca kentin sahip olduğu nüfus yoğunluğunun getireceği etkiler üzerinde durulmadan kentin geniş alanlara yayılmaması gerektiği vurgulanıyor. Saçaklanmamış, kompakt kent önerisi yapılıyor ve bu önerilerin gerçekleştirilmesi için kentsel dönüşümden daha aktif yararlanılması gerektiği söyleniyor. Fakat günümüz kapitalist sisteminde ve yoğun nüfusuna sahip merkezileşmiş kent yapılarında bu önerilerin ekolojik ve toplumsal sorunları çözemeyeceğini görmek gerekiyor. Çünkü sadece kentin yayıldığı alan ve ulaşım araçları sebebiyle fosil yakıtlar üretilmiyor. Kapitalizmin yarattığı tüketim kültürü ve kitlesel üretim yapısı sistemin enerji ihtiyacında kökten bir değişiklik yaratmaya engel oluyor.

“Yenilenebilir Enerji” ve Kent

Kentte tüketimi görece azaltmak ve karbon salınımına sebep olan fosil yakıtlar yerine hidroelektrik, termik ve güneş enerji sistemleri gibi yenilenebilir enerji sistemleri olarak adlandırılan sistemleri kullanmayı salık veren anlayış da yükselen başka bir trend.

Küresel ısınmayı ortalama 1,5 °C sınırında tutabilmek için, 2050 yılına kadar kentlerde binalardan kaynaklı sera gazı salımlarının bugünkü seviyesinin %80 – %90 altına çekilmesi, toplam elektrik üretiminin en az %75-%80’inin yenilenebilir enerji yoluyla elde edilmesi ve ulaşımda enerji kullanımının en az %30 azaltılması bu trendin hedeflerinden. Ayrıca Avrupa Birliği sınırları içerisinde bulunan 885 kentin 2/3’ü de bu yönde adım atmak için salım azaltım ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı uyum çalışmalarında bulunuyor. Tüm bu çalışmalar da sürdürülebilir kapitalizm anlayışıyla benzerlikler ya da aynılıklar barındırıyor. Kentlerin sahip olduğu merkezilik, yoğunluk ve kapitalist sistemle ilişkisi görmezden gelinerek mesele bütünsellikten uzak bir şekilde fosil yakıtlara kadar indirgeniyor.⁶

JES, GES, HES gibi enerji sistemlerini öneren yaklaşımların bu sistemlerin ekolojiye verdiği zararı görmezden geldiğini vurgulamak gerekiyor. Küresel iklim değişikliğinin veya ekolojik sorunların kaynağını sadece fosil  yakıtlara yükleyen bu anlayış aslında yeni enerji sistemlerinin sermaye ve devletler tarafından tercih edilmesinin yolunu da hazırlıyor. Bu yaklaşımların yine kapitalist sistemin içinde bir seçenek olduklarını belirtmek gerekiyor.

Patika Ekoloji Dergisi’nin ilk sayısındaki “Rüzgar da Güneş de Kapitalizme Yetmez” yazısında da değinildiği gibi bu enerji sistemleri hiç de “temiz” değil. Bu enerjilerin ekolojik zararları oldukça fazla. Örneğin RES (Rüzgar Enerji Santralleri)’in iklim değişikliğine yol açan rüzgar yönü ve şiddetine etki ettiği biliniyor. RES’lerin pervaneleri hava akışının hızını yavaşlatarak rüzgarı azaltır, hatta uzun mesafede yok ederler. Bütün yeryüzündeki hava koridorları birbirleriyle bağlantılı olduğundan bunlardan herhangi birindeki tıkanıklık büyük ölçekli değişiklikleri de tetikler. Ayrıca normalde yeryüzüne düşen ışınların büyük kısmının uzaya geri yansıması gerekirken GES’ler(Güneş Enerji Santralleri) sebebiyle yeryüzünde kalmakta ve ısı yoluyla dağılarak yeryüzünün sıcaklığının artmasına neden olmaktadır. Bu enerji sistemlerinin iklim değişikliğine etkisi, kullanımı fosil yakıtlardan daha yaygın olmadığı için daha azdır. Fakat aynı şekilde yoğun kullanımları büyük değişimlere de neden olacaktır. Kentin ihtiyaçları uğruna kentin çok uzağındaki yaşam alanları bu enerji santrallerinin alanına dönüştürülmeye başlanıyor. Güneş tarlaları ile kaplanması planlanan “çorak alanlar”, sürüngenlerden eklem bacaklılara, mikroorganizmalardan bitkilere kadar pek çok varlığa ev sahipliği yapıyor. Bu alanların çorak olarak nitelendirilmesinin nedeni kendini doğanın sahibi ilan eden ve onu çıkarları uğruna yok etmeyi göze alan insanların bu alanlar üzerinden de “fayda” etmek istemelerinden kaynaklanıyor.⁷ İnsan kendi yaşam alanları için başka canlıların yaşam alanlarını yok ediyor.

Planlı ve Kompakt Kentler İklim Değişikliğine Çare Olur Mu?

Günümüzde iklime dirençli, yenilenebilir enerjiyle donatılmış kentlerden çokça bahsedildiğine değinmiştik. Aynı zamanda küresel boyutlardaki iklim değişiklikleriyle mücadele edebilmek için dile getirilen bu önerilerin arkasındaki düşünce yapısını inceledik. Kapitalizmin ve devletlerin çıkarlarından kaynaklanan ama bu kurumların ve sistemlerin neden oldukları hakkında söz etmeden küresel boyutta iklim değişikliği ile mücadele etmenin mümkün olmadığını tekrarlamak gerek. Caddelerinden rüzgar akışının sağlandığı, rüzgar ve güneşten elde edilen enerjiyle beslenen, bisikletlerin kullanıldığı kompakt kentler, kent oldukları, yani ekonomik ve siyasi merkezler oldukları müddetçe hem iklim değişikliğine etken hem de iklim değişikliğinden en çok etkilenen alanlar olmaya devam edeceklerdir. Özetlemek gerekirse daha önce de dünya küresel ölçekte ısınıp soğumuştur fakat insanlık kentli olmadığı ve doğaya uyum sağlayabildiği için böylesi zamanlarda türünü koruyabilmiştir. Kentler, kentlerin enerji ihtiyacı ve o ihtiyacın karşılanması kapitalizmden bağımsız değildir.


1. https://meydan.org/gundem/2019/04/kuresel-iklim-degisikligi-mercan-dogan/

2. http://ipc.sabanciuniv.edu/wp-content/uploa- ds/2017/06/Iklim-icin-Yesil-Ekonomi-Politikalari_May%C4%B1s-2017.pdf

3. https://350turkiye.org/kent/#warming2

4. https://www.ipa.gov.tr/assets/uploads/files/climate_change_261217.pdf

5. https://t24.com.tr/haber/iklim-degisikligi-ve-sehir-planlama,73036

6. https://www.enerjigunlugu.net/iklim-icin-kentler-kampanyasi-basladi-32338h.htm

7. http://patikaekoloji.org/ruzgar-da-gunes-de-kapitalizme-yetmez/

Paylaş: