Yenilenebilir Enerji Sürdürülemez Yaşam
/ Haziran 25, 2014 0 COMMENTS

Yaklaşık 300 yıldır kapitalist sömürünün birebir öznesi haline gelen doğa, insanın bitmek bilmeyen enerji açlığının mağduru olarak küresel alarm veriyor. Kapitalizm bir yandan insanı doğadan ayrıştırarak her birini daha ‘verimli’ sömürmeyi başarmışken bir yandan da sömürüsünü daha uzun erimli sürdürebilmek için ‘çevreci’ yöntemler geliştirmeye çabalıyor. Tüm bunların karşısında yaşam için direnenlerin sesi, doğanın katline ferman yazan sürdürülebilir kalkınmacıların karşısında yükselmekte ısrar ediyor. Dünyada kömür ve petrole dayalı fosil yakıt tüketiminin karşısına ‘yenilenebilir ve sürdürülebilir’’ olduğu iddia edilen enerji üretim yöntemlerinin sunulması öyle çok da eskilere dayanmamakta. Uzun zamandır hiç olmadığı kadar fazla kulaklarımıza çalınan bu ‘yenilenebilir enerji’ yöntemi, aslında gündemi fazlasıyla meşgul etmiş Kyoto Protokolü ile ayyuka çıkmıştır. Şirketlerin, devletlerin ve onların sözcüsü çevreci STK’ların, bugün ekosistemin gördüğü zararı telafi edebilmek adına fosil yakıt ve kömür tüketimine karşı sunduğu ‘temiz’ enerji yöntemlerinin, -yani bir alternatif olarak yenilenebilir enerjinin- mevcut üretim ve tüketim sistemini karşılaması için göstermesi gereken randıman, ancak yaşamları kökten yok ederek mümkün olabilecektir….

Uluslararası Su Şebekesi
/ Haziran 25, 2014 0 COMMENTS

2009’dan beri iki kez İstanbul’da toplanan uluslararası su kongrelerini sadece medyadan, örneğin NTV’nin Yeşil Ekran programından izlediyseniz, bu kongrelerin sanki “su kaynaklarını” korumak için çalıştığını düşünmüş olabilirsiniz. Verilen demeçlerden duyduğunuz kadarıyla, uzmanlar ve bürokratlar durumun ne kadar vahim ve de acil olduğunu anlatmış, politikacıları ve şirketleri ikna etmiş, onlar da hizmet aşkıyla bir an önce su projelerini hayata geçirip denetimleri artıracaklarını açıklamışlardır. İmzalar atılır, fotoğraflar çekilir, 5 yıldızlı otellerden check-out yapılırken faturalar Truva Atlarına, büyük inşaat ve enerji şirketlerine kesilir. Bu sırada medyadan görmediğiniz şey, kongrenin esas amacını bilenlerin protestolarıdır.1 Bu konferansların ilk büyük örneği olan, Birleşmiş Milletler’in düzenlediği 1992 Uluslararası Su ve Çevre Konferansı’nda su bir meta olarak tanımlanmış2 ve hemen ardından IMF ve dünya bankası, gelişmekte olan ülkelere suyun özelleştirilmesini dayatmaya başlamıştır. 90’ların sonunda özelleştirmenin adı kötüye çıktığında ise suyun ticarileştirilme süreci, kamu ortaklıları ya da bizdeki bilinen adıyla Yap-İşlet-Devlet modeliyle dayatılmaya başlandı. Bu süreçte 70’e yakın üçüncü dünya ülkesi su hizmetlerini özelleştirdi.3 2002 yılına kadar…