Suyun Boru İçine Hapsi HES
/ Haziran 25, 2014 0 COMMENTS

Basitçe tanımlarsak, hidroelektrik santraller, yüksekteki suda bulunan enerjiyi, suyun aşağı düşüşünde elektrik enerjisine dönüştürme tesisleridir. Bu işlem bazen bir vadide akan akarsuyun önüne örülmüş duvarla suyu tutan bir baraj yoluyla; bazen de bir dağın yamacından akıp giden derenin boru içine hapsedilmesiyle gerçekleştirilir. Yeryüzüne çıkarılan kömür ve petrol gibi fosil yakıtların yakın zamanda tükeneceği endişesi kapitalizmi bitmek tükenmek bilmeyen enerji ihtiyacını karşılamak üzere enerji elde edebileceği alternatif yöntemlere itti. Şirketler bu yöntemlerden belki de en az yatırımla en yüksek oranda elektrik üretimi yapılabileceklerini düşündüklerinden hidroelektrik santral projelerine hız verdiler. Hidroelektrik santraller, devlet için “boşa akıp giden” suyu paraya dönüştürmek için iyi bir “fırsat” oldu. Şirketler ise dereleri sadece elektrik için birer kaynak, hammadde olarak görmekle yetinmediler. Kullanım hakkını devletten kiraladıkları derelerdeki suları satma hakkına da sahip oldular. Suyun pazarlandığı ve metalaştığı bu süreç Anadolu’daki sayısız isyanı başlatan yıkım projeleri olarak karşımıza çıktı. Olağan akışı önüne örülü duvarlarla kesilen, borulara hapsedilip içinde bulunan yaşamdan ayrıştırılan, ne zaman…

Zehirli Gaz Borsası – KYOTO PROTOKOLÜ
/ Haziran 25, 2014 0 COMMENTS

“Sürdürülebilir bir kalkınma için yenilenebilir enerji” söyleminin içeriğini gerçek manada incelemek, bugün Kyoto Protokolü ile karşımıza çıkan, ancak önümüzdeki süreçlerde bu ve benzeri birçok anlaşma ve bu anlaşmaların ‘imzalanması’ için verilecek olduğunu bildiğimiz suni mücadeleleri yorumlamak açısından, oldukça önem taşımaktadır. 1992’de Rio de Janeiro’da (Brezilya) gerçekleştirilen Dünya Zirvesi’nde kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) eki olarak kabul edilen, 1997’de Kyoto’da (Japonya) çerçeve metni hazırlanan Protokol, Mart 1998’de devletlere imzaya açılmış, detaylı kurallar ise 2001 yılında Marakeş’te (Fas) kabul edilmiştir. Protokolün yürürlüğe girmesi için aranan 2 şarttan biri olan ‘taraf devletlerin dünya toplam emisyonunun %55’ini oluşturması gerektiği’ kuralı, Şubat 2005’te Rusya’nın Protokole taraf olmasının ardından sağlanmış ve Protokol resmen yürürlüğe girmiştir. Kyoto Protokolü, fosil yakıt tüketiminin küresel manada yarattığı tehditlerin ciddi çıkmazlara girmesinin ardından, dünyadaki ‘hava kirliliğinin’, yani salınan zararlı gazların emisyonundan doğan tahribatın telafisi için, karbon ticareti- kirli hava ticareti de denilebilir-, yenilenebilir enerji vb. yöntemlerle doğayı bir pazar haline getirerek, bütün…