Elektriğin Ne Kadarı Nerede Kullanılıyor?
Elektriğin Ne Kadarı Nerede Kullanılıyor?
/ Ocak 24, 2014 0 COMMENTS

Devletler ve şirketler, ekolojik uyumun bozulmasında hem kendi paylarının oldukça ağırlıklı olmasını görünmez kılmak, hem de “başka yolu yok” diyerek halihazırda içinde bulundukları tüketim çemberinde git gide daha çok tükenişe geçen insanları bu sisteme tabi kılmak için aynı yalanı söylüyor: “Sorumlusu sensin!” ya da başka bir şekilde ifade edecek olursak “ Bütün kötülüklerin sorumlusu insanın kötüye olan eğilimi”. Kapitalizm, yaptığı bu insan tanımı içinde, kendi silah sanayisini ve insanların ihtiyacı olmayan bin bir türlü zırva üreten diğer sanayileri görmezden gelerek, suçu topyekûn insanlığa atıp, ekolojik uyumun bozulmasını evlerimizde tasarruflu ampuller kullanmayışımıza daha doğrusu açıkça biz ezilenlere bağlıyor: “Eğer dünyanın daha fazla ısınmasını istemiyorsan ekonomik ampul kullan, evden çıkarken ışıkları kapatmayı unutma. O eski çamaşır makineni at da, git kendine daha az elektrik yakan (ve daha pahalı olan) yeni bir çamaşır makinesi al! Çünkü sen dünyanın daha fazla ısınmasından, buzulların erimesinden, elektriğin har vurulup harman savrulmasından, yaşamın tükenişinden sorumlusun!” Fakat kazın ayağı öyle değil! Yazının bundan…

“Sosyal Ekoloji” yokken!  “Karşılıklı Yardımlaşma” vardı
“Sosyal Ekoloji” yokken! “Karşılıklı Yardımlaşma” vardı
/ Ocak 22, 2014 0 COMMENTS

Muhtemeldir ki İngiliz kraliyet ailesine mensup kişiler, ya da başka krallıklardaki aristokratlar ya da onlara öykünen burjuvalar, 19. yüzyılın sonlarına doğru, doğa ve insan arasındaki “çatışma”da doğaya karşı “vicdanlı” tavırlarını takınıp birçok “… sevenler kulübü” kurmuşlardır. İlk çevreci ya da hayvansever kurumların mevzu bahis kesimlerin girişimleri olduğu gerçeğinden yola çıkılarak bu sonuca varılabilir. 1859’da yayınlanan Türlerin Kökeni’nin doğaya olan ilgiyi arttırdığı kesin olsa da, bundan toplum adına sonuç çıkarmaya çalışanların ulaştığı sonuç, Herbert Spencer örneğinde olduğu gibi çok da iç açıcı değil. Öyle bir isim düşünün ki, 1902’de “türlerin kendi içinde” ve “diğer türler arasında” kurduğu ilişkiden yola çıkarak şunları yazsın; Kursağı yeterince dolu bir karınca bir arkadaşını reddedecek kadar bencil ise, ona bir düşman gibi, hatta daha kötü davranılır. Eğer bu ret, bir başka karınca grubuyla dövüşülürken yapılmışsa, düşmana gösterdikleri şiddetten daha fazlasıyla obur karıncaya saldırırlar. Ve eğer bir karınca, düşman türe ait bir karıncayı beslemeyi reddetmezse o karıncanın arkadaşları tarafından da dost olarak…